21:00 - İstanbul’un Yorgun Binalarından İnsan Ruhuna Bir Yolculuk: “Geçmişten Düşenler”
01:30 - Ersin Umulu, 2026 tiyatro sezonuna ödüller ve dört dev yapımla damga vuruyor
20:15 - Simay Kışlaoğlu, “Sancta Potentia”yı Sunuyor…
00:15 - Orhan Gencebay’dan organizatör Servet Şan’a büyük ve anlamlı miras
17:15 - Tarih dünyasının büyük kaybı: İlber Ortaylı hayatını kaybetti
16:30 - Gül Gökçe Korkmaz, müziğin “Multitasking Kızı” olma yolunda
16:00 - Alanya’nın güçlü ismi Mahir Alkan’dan müzik sektörüne iddialı giriş
00:30 - Oyuncu Abdullah Topal, performansıyla büyülüyor
22:45 - Cuma Şahan SHN eteketiyle múzik yapimciligina soyundu.
Yazar Gülcan İnce, ilk romanı “Geçmişten Düşenler” ile okuyucuyu İstanbul’un kadim semtlerinden, insan ruhunun en kuytu köşelerine uzanan derin bir içsel yolculuğa davet ediyor.
.
Şiirsel dili ve güçlü gözlem yeteneğiyle edebiyat dünyasında kendine has bir yer edinen Gülcan İnce, ilk romanı “Geçmişten Düşenler” ile okurlarıyla buluştu. Daha önce “Yedi Göbek Yalnızlığımsın” isimli şiir kitabıyla kaleminin gücünü kanıtlayan İnce, bu kez bir romanın geniş oylumunda geçmişin izlerini sürüyor.

”Geçmişten Düşenler”, sadece insanların değil, İstanbul’un yıkılmaya yüz tutmuş ahşap binalarının, dilsiz duvarlarının ve bir can eriği ağacının bile dili olduğu büyülü bir anlatı sunuyor. Kitapta, Beyhan Hanım’ın kireç duvarındaki dostluklarından Lütfiye Hanım’ın iyileştiren dokunuşuna kadar pek çok karakterin hayatı, ana karakter Gülsüm’ün dünyasında kesişiyor.
Yazar, Gülsüm karakteri üzerinden sarsıcı bir soru soruyor: “Hayatta bir iz var mı ve bu izler bir gün silinecek mi?” Değişmek zorunda bırakılmanın ve dönüştüğü insana yabancı kalmanın yarattığı o tuhaf his, kitabın en etkileyici damarlarından birini oluşturuyor.

Roman, sadece insanların değil, nesnelerin ve doğanın da hafızasını okura sunuyor. Kitapta yer alan Can Eriği hikayesi, sıradan bir anlatının ötesine geçerek bir ritüele dönüşüyor: Sanatçının babaannesinin hastalanan erik ağacını kökünden söküp yakması ve her Perşembe “ruhlar gelir” diyerek o odunla bacayı tüttürmesi, kitabın mistik ve iyileştirici dokusunu simgeliyor. Bu hüzünlü ama şifalı hikaye, okuyucuyu Anadolu’nun kadim inanışlarına götürüyor.
İnce, mitolojik bir öğe olan Pandora’nın Kutusu’na da bambaşka bir yorum getiriyor. İyiliğin ölümsüzlüğünü yuttuğu günden beri yerin yedi kat altına saklanan bu kutu, sadece kötülük yaymak istendiğinde gün yüzüne çıkıyor. Aşkın ve iyiliğin birbirine karıştığı bu metafor, romandaki karakterlerin duygu dünyasını şekillendiren en güçlü unsurlardan biri olarak dikkat çekiyor.
Kitabın en sarsıcı karakterlerinden biri olan Hanım Hanım, babası tarafından okutulmayan, bir imzası bile olmasına izin verilmeyen bir kadının sessiz direnişini temsil ediyor. Okuma yazma bilmediği halde kütüphanesinde onlarca kitap biriktiren, spikerlerin kelimelerine hayranlık duyan ve maaşını çocukların eğitimi için harcayan Hanım Hanım’ın hikayesi, toplumsal bir yaraya parmak basıyor. Onun “Dünyada bal üreten tüm işçi arılar dişidir” diyerek yükselttiği ses, kitabın en unutulmaz anlarından birini oluşturuyor.
18 Ekim 1989 Üsküdar doğumlu olan Gülcan İnce, edebiyat yolculuğuna şarkı sözü tadında yazdığı yazılarla başlamıştı. Bu lirik altyapı, “Geçmişten Düşenler”de de kendini hissettiriyor. Yazarın melankoliyi umutla, yalnızlığı ise pansiyon odalarındaki aile sıcaklığıyla dengelediği anlatımı, modern Türk edebiyatı için taze bir soluk niteliğinde.
Kitap, karakterin yoğun duygu durumları üzerine inşa edilmiş olsa da, finalde okuyucuya fısıldadığı o güçlü mesajla dikkat çekiyor: Her ne yaşanmış olursa olsun, yeniden umut etmeye başlamak her zaman mümkündür.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.